Kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2026 Cuma

TAHSİN ABİMİN MEKTUPLARI…

 

TAHSİN ABİMİN MEKTUPLARI…

25.9.1981

Canım kardeşim,


25.9.1981

Canım kardeşim,

Mektubunu dün aldım çok sevindik tabi…  Seni çok çok özledik… Terhis tarihini dört gözle bekliyoruz… Doğru Ankara ya geleceksin tabi… Yunus yolunu bekliyor…Kerata geçenlerde bizi hayli korkuttu ama şimdi durumu çok şükür düzeldi…. Devamlı kontrole götürüyoruz…. Gerçi bu konularla ilgili olarak Meryem Ablam bana teferruatlı mektup yazmış ve atmış, dün telefonla görüştük söyledi… Annemi ve bizleri sakın düşünme… Maşallah askerliği bitirdin… Bu gün benim 66 günüm, senin ise 27 günün kaldı… Terhin tarihini kesinlikte 22 Ekim, eğer bayram iznini kullanırsan ilave ediyorlar 26 Ekim oluyor… Kesinlikle bayram izni kullanma… Zaten bayram 12 Ekimde bitiyor, on gün daha sabret, terhis ol ve öyle gelip gitmek tekrar askere gitmek gibi bir şey hiç tavsiye etmem… Ablam ve annemlere de aynı şeyi söylediler… Bizim nöbetler henüz çıkmadı, belki biz bile gitmeyiz… Ne yapalım bu bayramda böyle geçsin, inşallah daha çok birlikte bayram yaparız…  Dün nöbette seni aradım saat 9 da aramanı ve seni bulacaklarını söylediler… Sat 9 da bizim santral çok meşgul, onun için 9.40 da aradım ki herhalde yatmışsın, bulamadılar. Hayırlısı olsun, takma kafana bu işte bitiyor inşallah… Ablamlar para da gördermişler elbise falan gerekirse hemen buradan alıp postalarım… Biliyorsun taburda tek asteğmen benim, iki aydır bölük komutanlığı yapıyorum… Bu güne kadar taburun tüm eğitiminden ben sorumlu idim, şimdi 69 dönem bir arkadaşım geldi, onu yetiştiriyorum ve yavaş yavaş bu işlere elveda diyeceğim artık…(Mektuptaki soruna cevap) abi yazacak önemli bir şey yok, seni çok çok özledim, asker elbisenle gel, seni öyle görmek istiyorum… ABİN

(Not yeğen, Yunus ben gözlerinden öperiz)

18.8.1981

Canım anneciğim, öncelikle sen nasıl oldun? Benim için önemli olan senin sağlığın, biz nasıl olsa oluruz, şurada üç ay bir zaman kaldı, inşallah iki ay sonra Kadir de, 3 ay sonra ben de yanında olacağım… Ne yapalım vatan borcu bitirmeye çalışacağız ne mutlu sana ki iki oğlun da vatan borcu için çalışıyor,

Anneciğim ayın7 sinde ani olarak geldi ve ayın 9 unda Pazar nöbetime yetişebilmek için Cumartesi Ankara ya dönmek zorunda mecburiyetinde kaldı… O günden beri beş defa nöbet tutuyorum… Taburda benden başka subay yok, hepsi izinde nefes alacak zamanım yok, çocuğun bütün hastalığı sıcaktanmış… Ankara ya gelir gelmez 24 saatte değişti bu gün Ankara ya geleli on gün ve çocuk tam bir kilo aldı… Gelirken 3 kilo 100 gramdan bu gün sağlık kontrolü yaptırdık, 4.200 gram olmuş maşallah…

Yemesi içmesi çok iyi her şeyine çok dikkat ediyoruz, isiliği de tamamen geçti, babaannesini çok özlemiş, bayramda elini öpmeye gideceğim diyor… Anneciğim inşallah bayramda gelmeyi düşünüyoruz….Kurbanımızı yine beraber keseceğiz… Yüzbaşı içinde gelir gelmez konuşacağım… Kayınvalidem bir hafta kaldı bu geçen Pazar oğlu gelip götürdü… Bizim yanımızda(Songül)kaldı… Kerata sabaha kadar hepimizi uyutmuyor,  Nefise nin sütü çok arttı, fazla ilave olarak mama veriyoruz… Anneciğim Kadirden bir mektup aldım çok iyi olduğuna, Yunusu’ u çok merak ettiğini yazıyor…   ÇOK SEVİNDİM OĞLAN OLDUĞUNA DİYOR… Bir de ayrıca telefonla görüştük… Dudağının yaraları geçmiş, ilk zamanki eğitimleri yokmuş, şimdi rahatız diyor… Askerliğe baya alıştığını söylüyor, fakat ekserlikte çok şey öğrendim diyor… Parası varmış harcayacak bir durumu yok diyor… İnşallah Ekimin 22 sinde terhis olacak önce Ankara ya gelirim sonra Adana ya giderim diyor…

Anneciğim, Mersin’ den ne zaman döndün? Bütün hastalığın ufak şeyleri büyütme, ben buradaki doktorlara sordum, mutlaka azda olsa tuz yemesi lazım diyorlar… Vücut tuzsuz kalmaz diyorlar, hem de çok aşırı persiz yapıyorsan… Sana üç tane tansiyon hapı aldım askerden gelinceye kadar devamlıalağın15-20 kutu olur… Bir yıl kullanırsın… Emin bey her ay bonolardan sana 15 bin lira verecek.. İstediğin gibi harca ne gerekiyorsa al anneciğim, Mehmet Bey ne yaptı arabası çıktımı? Sakın kimseyle kavga etmesin, ben gelince  her şeyi hallederim… üç ay daha sabretsin… Başka yazacak bir şey yok… Nefise ben ve hepinizi çok öperiz… Hilmi ve Tuğbaya ayrıca bol bol öperiz…

Not; ablamlar seni yalnız bırakmadığından eminim…

Not Yunus Babaannesini halalarının ellerinden öper,

ASKER OĞLUN TAHSİN…

4.10.1980

Canım kardeşim ve Anneciğim,

Her hafta gelen asker oğlunuz belki bu haftada beklediniz ama gelmedi… Sebebi bu haftanın haricinde dışarı çıkıp otobüs bileti almak imkânsız(Bayram için) 12 Ekim deki hatta sayım nedeniyle dışarı çıkmamız yasak, bütün okul içerdeyiz, artık inşallah ayın 18 i sabah Adana da olacağım… Şu anda kesin olarak tam on gün tatil var, bir ihtimalde Cumhuriyet Bayramı ile birleştirilecek deniyor, öyle olursa 16 gün tatil oluyor inşallah bütün ümidimizi bu tatile bağladık… Çünkü askerlik öyle bir hayat ki bazen boğuyor…

İnsanı ve hürriyetin tadını anlamı ile öğretiyor… İnşallah tatil dönüşü zaten 3 hafta kalıyor, okulun bitmesine, sonra kuralar çekip gidiyoruz bu hapishaneden

Canım kardeşim paralarımızı Tahsin edebildin ise, anneme bayram alış verişine çok önem verir, ne isterse al, arabaya bindir Patara götür, istediği her şeyi al, insan her şeyin kıymetini gurbette anlıyor, dün akşam hepinizi rüyamda gördüm… Çok şükür sana çok güveniyorum, gözüm arkada değil, ama yine de düşünüyorum işte, elde değil…

İnşallah arabamı yaptırmışsındır, istediğin kadar benzin al, istediğin gibi gez, paralarımız Tahsin ettiysen tabi burada benimde param kalmadı… Bir arkadaştan otobüs bileti parasını borç aldım… Adana da veririm diye… Aman hacı beylerin üzerinde dur, Mesut un bakiyesini öde, geri kalanını bankaya yatır, bayram harçlığı yaparız,

Hepimizi çok özledim, annemi çok öperim, hepinize selam ve öperim..

ASKER OĞLUNUZ

Canım anneciğim ve kardeşim,

Yolculuğumuz oldukça rahat geçti, saat 04,30 da Ankara’ya geldik… Ve hemen İstanbul’a araba bulduk ve saat 11 de okula yetiştik, yani bir saat önce teslim olduk, monoton askerlik görevi devam ediyor… Geldiğimizden beri havalar çok değişti… Devamlı yağmur yağıyor, soğuklar tam anlamı ile başlamış değil ama yine de üşüyoruz…

Kadir inşallah ayın 13 ünde dersler bitiyor, 14 ünde son imtihana giriyoruz… Ondan sonra ayın 17 si ile 23 arasında kuraları çekeceğiz… Sanırım Ülker Hanımın telefonunu Nefise’ ye vermişsindir. O bana mektup ile bildirecekti herhalde yazmıştır,

Abi sakın annemi yalnız bırakma, akşamları eve erken gel, biliyorsun çok sıkılıyor, yarın askere gidersen bunları daha iyi anlayacaksın, para falan gerek olursa imzaladığım kâğıtları ile derhal çek ve kullan… Mektup yaz beklerim…

Herhalde ayın 14 ünde gelebilirim, o hafta mutlaka evde ol,

Annesi ve seni çok öperim…

Bedia ablama, Mehmet Beye ve Emin’e selamlar çocukları öperim

ABİN TAHSİN…

12.10 1981

Canım kardeşim,

Öncelikle bayramını kutlar gözlerinden öperim… İnşallah bundan sonraki bayramlarımız hep birlikte mutlu geçecektir… Ne yapalım en büyük hayat problemimiz olan Askerlik nedeni ile bir bayramda beraber olamadık…  Senin yerine Yunus nenesinin yanında idi… Kurbanını o kesti bol bol senden konuştuk Kadir… Arife günü araba ile Adana’ya gittik 4.gün (Pazar) geri geldik… Annemler ablalar herkes çok iyi, hiç kimseyi düşünme, herkes seni çok özledi, dört gözle yolunu bekliyoruz… Tabi direkt Ankara ya geliyorsun Yunus seni çok özlemiş, biz gelirken annemi de Mersin’e bıraktık… Annem yüzde yüz değişti… Yunus çok değiştirdi… Eski annem kesinlikle yok artık… Ankara ya gelmedi soğuk diyor, neyse benimde bir buçuk ay kaldı…30 Kasımda terhis oluyorum… Sen de direk Ankara ya gel… Buradan mersin’e gidip annemi alacaksın, birlikte Adana ya gideceksiniz… Bizim kooperatif işi ne oldu? Emin beye bırakmıştık beceremedi, dört gözle seni bekliyoruz mutlaka Ankara ya gel… Yazacak başka bir şey yok, çok öperim

TAHSİN…

 

17.7.1981

Koçum benim,

Hadi bakalım şimdi sende asker oldun, şu anda üzerinde yeşil elbise, ayağında bot var, hayata başka bir gözle bakıyorsun, askerliğin insana çok şeyler verdiğini göreceksin,

Kadir biliyorsun ben ayın üçünde yani Cuma günü Ankara dan çıkıp Cumartesi geleceğimi biliyordun sen fakat ben bir durum oldu ve Çarşamba akşamı yani ayır biri akşamı çıktık ve iki sabahı 5’te annemdeydim… Seni yolcu etmek için gece geldim fakat sen acele edip birinde gitmişsin, hiç lüzumu yoktu hayırlısı,

Abi geldikten beri devamlı koşup duruyorum malum benim alın yazım… Yazıhaneyi açtım, biliyorsun birkaç tane işim vardı… Adamlar peşimi bırakmıyor, yine de eski koşuşmalarım başladı Ve askerliği rahatlığını şimdi anlıyorum…

Abi her akşam anneme gidiyoruz, annem çok nazlıdır, geçen gün birazcık ayağı burkuldu dünyaları yıktı annem fakat şimdi çok iyi dün akşam yine aldım barajı gezdirdim ve mutlu oldu…

Yengen çok normal düğüm günü 20 ile 25 Temmuz… Bizde heyecanla bekliyoruz… Doktorlar ameliyatın mecbur olduğunu söylüyorlar hayırlısı olsun… Sana telgraf çekerim neticeden haberin olur,

Abi bayramın 3.günü ben yine Ankara ya döneceğim, yengen iyi olursa beraber olmasa bir gün daha kalır sonra getiririm,

Seni Ankara da askeri hattan telefonla aradım bol bol görüşüz parayla sakın sıkışma ben epeyce para kazandım çalışıyorum biliyorsun… Yaz derhal gönderiri…

Abi yazacak başka bir şey bulamıyorum her şey çok iyi…

Çok normal, ben yengen bol bol öperiz… Küçük bir haber bizim köydeki Salim Yahya’ nın kızı Gülbin’i kaçırmış,

Not şu anda bu mektubu büroda yazıyorum, Mehmet bey de burada, Bedia ablam ve de oda selam eder öperler…

28.3.1981

Canım anacığım,

Seni çok çok özledim, gözümde tütüyorsun, yine mektubu geciktirdi diye bana kızma, Kadir seni Mersin’ de olduğunu söylemişti, onun için evde yoksun diye yazmadım… Şimdi ise geldiğini tahmin ederek yazıyorum. Bu gün gece karışık rüyalar gördüm, rüyamda babamı ve köyümüzü gördüm, hep beraber köyde oluyormuşuz… Senin bir sürü ineklerle uğraştığını gördüm… Elinde tasla inek yağıyorsun, bana da zorla içiriyorsun inşallah hayırdı,

Anacığım Nurgül ablama mektup yazdım belki almışlardır, inşallah iyilerdir, Mersin’e gidemediğimiz için özür dilerim… Tahsin ediyorum beni affeder.

Anacığım inşallah nöbetim olmasa nisan ayının ilk haftası gelirim… Evini taşırım senin rahata kavuştururum… Sakın merak etme üzülme sen biliyorsun sen benim için tanrımdan sonra en kıymetli varlığımsın… Senin için her şey yaparım yeter ki Allah canıma sağlık versin, senin duaların benim için kâfi… Anacığım sana beğendiğin çantadan aldım inşallah gelirken getiririm. Elektrik parasını ödemişsiniz çok memnun oldum… Mehmet beye ve ablam sağ olsun, en öneli zamanımızda destek olmaları beni çok memnun ediyor. İnşallah bende kendileri için yapamayacağım hiçbir şey yok, yeter ki şu askerliğim bitsin… Sakın baranı kimseye kaptırmasınlar. Gelir gelmez onlara araba alırım ben… Anneciğim Nefise ayın 18 inde geldi. Otobüse Ceyhan’dan binmiş yoksa gelirken sana uğrayacaktı… Gerçi ben telefonla senin Mersin’ de olduğunu söylemiştim… Gelirken yine iki aylık yiyeceğimizi ve paramızı aldı geldi, bıraktığım çok iyi olmuş… Anneciğim ayın 11 inde doğum günümdü, kayınpeder 15 bin lira hediye alsın diye para göndermiş… Ben de hemen o paraya iyi bir bakım yaptırdım… Alama şimdilik iyi… Anneciğim her an sana Kadir’in vermediği parayı posta ile maaşımı alır almaz göndereceğim, sen yeter ki üzülme canım anacağım.

Anacığım Meryem ablamla da görüşüyor musun? İlk zamanlar o laflarına çok üzüldüm. Ama şimdi affettim ve çok özledim… Hele çocuklar gözümde tütüyor… Halbuki ablam benim kendisine olan hiçbir zaman değişmeyecek sevgimi bilmesine rağmen bu hareketini nazdan başka bir şey değil, her zaman başımın tacıdır… Fakat askerlik derdim bitinceye kadar beni affetsin, bu mektubu anneciğim kendisine de okut,

Ağabeyciğim nasıl gazetecilik? Aman çalış, her gün düşünüp iftihar ediyorum seninle… İnşallah daha bir sürü istikbalin var. İnşallah askerliklerimizi bitirelim ilk işimiz senin evin ve evlenme işin yeter ki sen çalış. Annemi ihmal etme, evin babası sensin, sana sigara altım aybaşında sonra gelirken getireceğim,

Şimdilik burada bu kadar nefise ve ben selam eder anneciğimin kırmızı yanaklarından bol bol öperiz, ayrıca canım ablalarım ve eniştelerimin ile H     ilmi ve tibilime çok selam eder öperim

Ayrıca evin büyüğü erkeği ve babasını da çok öperim

ASKER OĞLUNUZ TAHSİN

30 Ocak 1981

Canım anacığım

Öncelikle seni kucaklar, iki kırmızı tombul yanaklarından doya doya öperim… İyisindir Allah sana sağlık ve uzun ömürler versin… İnan ki her zaman seni rüyamda görüyorum… Anneciğim inşallah 9 ay daha sabredelim, askerliğim bit eyvallah hiçbir maddi manevi problemimiz olmayacaktır. Ne yapalım vatan görevi… Anneciğim benim görevim çok rahat, sadece bir nöbet rahatsız ediyor. Başka hiçbir zor yönü yok, akşama kadar çay içip oturuyoruz… Anneciğim bu günlerde Ankara da feci bir grip salgını var… Ayın 28 inde yani iki gün önce Nefise tutuldu, iki gün yattı, doktora telefon edip ilaç aldık, dün sabah biraz iyileşti ben de dünden beri nöbetteyim… Bu akşam eve gideceğim. Anneciğim torunun her geçen gün daha büyüyor. Mart ayında nesini bekliyor… Anneciğim bu gün hava iyice kapalı, dünden beri devamlı karla karışık yağmur yağıyor, feci bir de var bereket kaloriferlerimiz orada olda yanıyor. Anneciğim Maraş’a gidip gelmişsin çok sevindim, dayımların adresini sormuştum Kadir bana mektupla bildirsin bende bir mektup yazayım Anneciğim Kadir ben ablamlara yaptığı gibi aynı şeyi bize de yaptı, evde bir gece bile kalmadı, hayal gibi geldi ve gitti… Hiçbir zaman bu hareketini affetmeyeceğim, çok kırıldım… Hiç birimiz hakkında bir haber vermeden gitti… İnşallah bu durumlar sonunda başına gelecek bende kendisine biliyorum yapacağı ben zaten her zaman kalmışımdır… Anneciğim dün rüyamda Bedia Ablamı hamile olarak gördüm çok sevindim… İnşallah yakında gerçek olur… Mehmet Beyin Kemal abinin arabasını kullandığına çok sevindim… Hiç olmasa evde oturup sıkılmaz, emeklilik yazısı Ankara ya gelir gelmez haberi bildirsinler bana… Meryem Ablamın mektubunu aldım çok sevindim… Sağ olsun bende kendisine bu günlerde yazmayı düşünüyorum… Ayrıca Tuğba’nın  mektubunu aldım… İnşallah onlarda çok iyidir… Çocukları çok özledim, bilhassa Tuğba gözümde tütüyor Anneciğim artık Mehmet Bey bol bol götürür seni ablamlara çocukları görürsün

Anneciğim burada başka önemli haber yok, monoton hayat devam ediyor… Tek problemimiz maddi, başka hiçbir sıkıntım yok… Hayırlısı geçer bu günlerde inşallah,

Anneciğim ben ve Nefise çok selam eder ellerinden ve yanaklarından öperiz, ayrıca Bedia Ablama Mehmet Beye, Meryem Ablama Emin beye selam ederiz, çocukların gözlerinden öperiz…
KADİR BEYE NOT;

Büroyu açı, ÖMÜR İNŞAAT’ a ait klasörden Ali Türkalp adına ne kadar pullu ödenmiş vergi makbuzları varsa götür Mesut’a ver o da Ali Türkalp ’a versin… Ali bey bana mektup yazmıştı… Çok öperim…

NOT; Niyazi amcalara selamlar,

Not Fatma hanımın annesi gile de selamlar.

TAHSİN…

3 Eylül 1980

Canım anneciğim ve kardeşim,

Önce bu mektubu gece koğuşta yatağımın içinde yazıyorum… Saat10:00 Artık İstanbul da yaz ayı tamamen gitti, hava devamlı kapalı ve yağmurlu… Fakat feci soğuklar henüz yok ama başlaması yakın gibi bir şey… Kışlık elbiseleri verdiler ama Ekimin15 ine kadar giydirmiyorlar… Sınıflarımız ve koğuşlarımız sıcak ve yemeklerimizde düzeldi çok şükür o eski 15 günlük zorluklar kalmadı, dersaneye gidiyoruz dersler başladı, bazen arazi dersi olunca eğitim alanına gidiyor yağmur başlayınca geri geliyoruz. Velhasıl askerlik bütün haşmetiyle devam ediyor.

Canım anneciğim seni çok özledim, gözlerimde tütüyorsun geçen hafta geldiğimde seni göremedim, geri dönmek ne kadar üzdü beni bir bilsen benim tanrımdan sonra en kutsal varlığım sensin, tırnağına dünyayı değişmem. Anneciğim Nogay çayını çok özledim. İnşallah süt alıp yapıyorsundur. Senin yemeklerin gözlerimde tütüyor… Maraş’a gitmişsin inşallah dayım seni bırakmıştır. Gerçi senin kalmayacağını biliyorum dayanamazsın, Nurgül ablama mektup yazdım herhalde eline geçmiştir. Anne ayın 12 sinde herhangi bir terslik olmasa gelmeyi düşünüyorum. Bu hafta Mehmet Bey gile gitmeyi düşünüyorum. Kadir ben gelinceye kadar telefon ve araba işini hallettir. Sana güveniyorum Meryem’e mektup yazacam fakat dönüp dönmediğini bilmiyorum, kendisini çok öptüğümü söyleyin… Ayrıca Emin beyi de çok öperim hele tatlı çocukları çok çok öperim gelince. İnşallah uğrarım görüşürüz. Anneciğim artık lambalar sönecek, Seni çok çok öperim bir tanem annem, Kadir seni de çok öperim aksan kardeşim. Ülke Ablaya mektup yazdın mı? İhmal etme..

Bedia Ablama, Mehmet Beye çok çok selamlar. Ayrıca soran herkese selamımı söyleyin.

Size resim gönderiyorum biri Meryem ablama, biri Bedia ablama biri de anneme,

ASKER OĞLUNUZ TAHSİN

19.8.1980

Sevgili Anneciğim,

Sağ salim geldim ve birliğime teslim oldum. Pazartesi günü sabahleyin eğitim başladı, 30 Ağustos günü yemin merasimi olacağı için çok sıkı eğitim yapıyoruz, mektup yazmak fırsatı bile hemen hemen hiç yok…  Bu pusulayı bile teneffüste yazıyorum inşallah yemin merasiminden sonra uzun uzun yazarım ellerinden doya doya öperim, hepinizi çok özledim, gerçekten askerlik zor şeymiş, inşallah bu da biter.

Adresimiz henüz tespit edildi, Bedia Ablama Mehmet Beye Meryem’e, emin’e çok selam eder öperim, Hilmi’yi çok merak ediyorum, inşallah iyidir, Kadir derhal mektup yaz her konuda bilgi ver çok öperim

OĞLUN TAHSİN

Adresim; P.O.ÖĞR, A. 2.YD. SB, TB 6.BL NO;6534

Tuzla/İstanbul

20.11.1980

Canım anneciğim ve kardeşim,

Bugün Ankara ya geleli tam 10 gün oldu, daha yeni yeni kendimize geliyoruz, geçen Salı günü yanı ayın16 sında askerlik görevine Kara Kuvvetleri Komutanlığında başladım,  Subay olarak askerlik yapmak gerçekten çok kolaymış. Tuzla’ daki yorulmamız hiç yok. Bilhassa benim işim çok kolay, komutanlığın hizmet taburunda görevliyim, 1.hizmet bölüğünün komutanlığını yapıyorum, yüzbaşı ile asteğmen olarak bir tek ben varım, iki kişiyiz. Bir haftaya yakın daha yeni yeni görevime alışıyorum, Akşama kadar temizlik görevi yapan erleri kontrol ediyorum, başka bir görevi yok. Anneciğim tek zor yönü sabah 07 : 45 ‘te görevimin başında olmamız gerekiyor, akşam da 6.tatil oluyor. Yani karanlıkta gidip geliyorum, araba olmasa daha da rezil olurdum, çünki bizim evin semtine servin çok erken gelip çok geç geliyor.Ben onun için araba ile gidip geliyorum, Zeynep’i getirmemiz çok iyi oldu, faydasını gördük, yardımı büyük oldu anneciğim, Fatma halamlarla sık sık görüşüyoruz iyi insanlar, birde benim Tuzla’dan arkadaşım vardı, bize ev arayan, çocuk onlarla bizi eve çok yakın ev tutmuşlar, onlarla görüşüyoruz. Velhasıl Ankara ya pis havasına rağmen ayak uydurmaya çalışıyoruz,(Anneciğim ayrıca askerliğimin diğer yönü Cumartesi günü öğleye kadar mesai var o gün erlere eğitim yaptırıyoruz)… Anneciğim sana bensiz geçecek olan yılbaşını kutlamak, seni doya doya öpmek için dün GİMA’dan güzel bir elbiselik aradım, derhal en iyi terziye diktir ve giy dikiş parasını Kadir bankadan alsın versin… Anneciğim sizi çok özledim, küçük fırsatta gelmeye çalışacağım… Ankara çok soğuk,her taraf diz boyu kardı, fakat bu günlerde eridi.. Gelirken yolda çok rezillik çektik, iyi ki zincir almışız, bizim hayatımızı kurtardı.

Canım anneciğim bizim eşyalar yüklenirken bir sürü eşyamız orada kalmış, hiç dikkat edilmemiş, burada rezil oluyoruz… En önemlisi yemek yiyecek bir masamız yok, üzerine oturacak bir tane sandalyemiz yok, oturma odası takımının 3tane koltuk minderleri unutulmuş, en basitinden bir tane masa sandalye satın alalım dedik, en az 10.000 TL.  Bende almadım, yemeği yerde yiyoruz, bankadaki paramız belli gelecekti bir sürü yapılacak masraflarımız belli… Kadir’e ben bunları tek tek hesap etmiştim, ayrıca burada küçük bir teypten başka hiçbir şey yok. Bir televizyon almaya kalksak 40.000  lira, halbuki  para ile annemin evinin bir yıllık kirasını veririz… Bütün bunları düşünüyorum ve sinirleniyorum, çok bozuk devamlı  kavga ediyorum.. Kadir zaten üç ay sonra askere gideceksin, akşamları 9’dan aşağı eve gelmiyorsun…  Annem zaten seyretmiyor şu on bir an televizyonu bize versen de  şu rezil olduğum zamanda 40.000.tl lira verip televizyon aldırmasan. Eğer hayır dersen bankadaki paranın hepsini çekip televizyon alacam. Çünkü burada tanıdık yok,  bir şey yok… Feci şekilde sıkıldık, o zaman gelecekteki rezillikten ben sorumlu değilim, zaten bankadaki para ancak bir televizyon parası… Sana bırakıyorum… En kısa zamanda otobüsle gel, bilhassa o evde kalan altı adet sandalyeyi ile masayı ne yaparsan yap ya otobüsle ya da bir nakliyat ile derhal getir, mutlaka kaça mal olursa olsun.

İşleri hallet, ayrıca Mehmet Beyde emekli olmuş ise o sigortadan alacağı paraya ait giş numarasını derhal bildirsin çok şansı var. Benim arkadaşımın hanımı SSK Genel Müdürlüğünde bu emeklilik işlerini yapan serviste çalışıyor, bir günde yapıp gönderecek… Bir hatada maaşa bağlanır mutlaka takip etsin ve derhal bana bildirin. Birde Bedia ablama bir yatak odasını açsın küçük komedinin gözlerinde “ŞALLARIN” altında aşağıdaki evrensel Orduhan’ın tapusu var, onu alıp versin de ondaki(3.000) tapu masrafı 2500  kapıcı parası olan5.500 lirayı alıp anneme versin, anneme lazım olur, çok rezil olacağı benziyoruz… Feci masraf yaptık, inek gibi neyse hayırlısı mücadeleye devam ediyoruz…

Kadir bu mektubu anneme oku, eve geç kalma, akşamları erken gel, anneme hiçbir şekilde yokluğumu aratma, bütün ihtiyaçlarını karşıla ama yukarıdaki bahsettiklerimi ihmal etme, derhal yerine getir,

Bu mektubu Ayşegillere gönderiyorum, elbiselikle birlikte gönderiyorum

Anneciğim Nefise ve ben selamlarımızı sunar ellerinden doya doya öperiz, ayrıca Bedia ablama, Mehmet bey ve Meryem ablama, Emin Beye elam ederiz, Tuğba ve Hilmi’ yi öperiz…

7.9.1981

Canım anneciğim,

Öncelikle seni çok çok özledim, tombul kırmızı yanaklarından öperim. İnşallah sağlığın iyidir. Allah hepimizin ömründen kesin senin ömrüne ilave etsin. SAĞLIK OLSUNŞ ŞURADA Kadir in de benim de az bir zamanımız kaldı. İnşallah en kısa bir zaman sonra oğulların yanında olacak.

Anneciğim Kadir’le hemen hemen her gün telefonla görüşüyoruz, Çok çok iyi, yarası falan kalmamış, Yunus’ un resmiden ona da göndermiştim. Yüzünü çok beğenmiş askerliğim bitince direk olarak Ankara’ ya Yunus’u görmeye gelirim diyor. Geçen gün benim Tuzla’ da giydiğim bir kazak vardı onu gönderdim, istediği kadar parada gönderdim… Şimdi çok iyi, seni ve bizleri çok özlemiş.. Maşallah tam istediğim gibi bir erkek olmuş.. Askerliğinden sonra yine gazeteciliğe devam edip annemle beraber olacağım şimdi her şeyin kıymetini daha iyi anladım diyor. Anneciğim sen yeter ki sağlıklı ol, bizim için en önemlisi o, senin haberini Ceyhan’dan alıyorum… Semiha Ablam gelmiş gitmiş yanına iyi olduğunu söylemiş… Anneciğim burada sabahları çok soğuk olmaya başladı, herhalde aybaşına kadar kaloriferler yanar… Yunus un çok iyi geçende verem aşısını yaptırdık. 3 gün çocukta fena ateş yaptı, doktora götürdük, şimdi çok iyi. Fakat gazı çok sabaha kadar bizi yatırmıyor, seni çok özlemiş, illa neneme gideceğim diyor.

Anneciğim inşallah 28 gün sonra arife günü öğleden sonra senin yanındayız. O gece torununla birlikte yatarsın, sabahta kurbanımızı beraber keseriz. Biz gelinceye kadar bayram için ne gerekiyorsa kendine aldır. İnşallah ablamlar seni yalnız bırakmıyorlardır. Hepsini çok özledim.. Mehmet beyin araba işi ne oldu? Çok merak ediyorum. Anneciğim senin yemeklerini çok özledim, inan ki burnumda tütüyor, gelir gelmez ir kuru fasulye ile mercimek çorbası yaptıracağım sana… Ablamlar köye gittiklerini yazmıştı inşallah seni de götürmüşlerdir. Yoksa üzülme seni ben götürüm. Emin beyden çok memnun olsun, sağ olsun seninle çok ilgilendi. İnşallah benim de kendileri için canım fedadır. Her zaman ablamlar, Yunus için hiç düşünmesinler her şeyi çok iyi öğrendik çok sıhhatli büyüyor, geçenlerde tartıldı boyu 62. Cm kilosu 4.900 gram geldi doktor çok il olduğunu söyledi… Anneciğim yazacak başka bir şeyler yok. İnşallah gelince bol bol görüşürüz, Nefise ve ben seni bol bol öperiz. Ablamları, eniştelerimi ayrıca Tuğba ve Hilmi yi de çok çok öperiz

TAHSİN…

16.9. 1980

Canım anneciğim ve kardeşim,

Size ayın 6 sında özel ulaklı mektup ve resim göndermiştim, hala alıp almadığınızı öğrenemedim. Hayli merak içindeyim. Her gün postayı gözlüyorum. Hâlbuki bizim Kadir mektuplaşmayı çok sever ama neden ihmal etti merak içindeyim. Mektup atarken ekspres atarsın daha çabuk gelir.

Biliyorsunuzdur bizim izinler kaldırıldı, şimdilik gelme imkânı yok gibi bir şey yinede belli olmaz bu işler,

Kadir Ceyhan’a hiç gittin mi? Bunları düşünecek kapasitede olduğundan şüphem yok beni mahcup etme…

Anneciğim seni çok çok özledim, çok çop öperim, Nurgül Ablamlara çok önce mektup yazmıştım hala cevap yazmadılar. Adres olarak Demirtaş Mahallesi 560 sokak numara 17 diye yazmıştım. Kadir doğru mu? Bana bildir, araba ne oldu? Alacaktın ne oldu? Tafsilatlı mektup bekliyorum. Meryem Ablam işe başladı mı? Bilemediğim için ona mektup yazmadım, hepsini çok öperim. Bedia ablamları çok çok öperim. Annemi çok çok öperim. Emine Ablamlara çok selam. Adreslerini yazın mektup yazacağım. Semiha Ablamların adresini de yaz KADİR, seni de çok öperim.

Abin T.KAÇAR…

7.9. 1981

Canım kardeşim,

Bu gün 28.8.1981 tarihli mektubunu aldım, hem çok sevindim, hem gururlandım. SNEDE ASKERİLĞİN VERMESİ GEREKEN ŞEYLERİ HEMEN MEKTUBUNDA GÖRDÜM. Benimde sende aradığım tek şey bu idi… Artık geleceğin için için çok rahatım. Kadir geçende sana hem para ve aynı zamanda kazak ve bir de mektup göndermiştim. İnşallah almışsındır. Bu gün bu güzel mektubunu alınca bir mektup daha yazmak geldi içimden. Mektubu yengenle birlikte okuduk o da çok memnun oldu. Güzel kelimelerine seninle baya övündü. Bu arada Yunus ta dinledi mektubunu dört gözle seni bekliyor, direkt Ankara ya geleciğini öğrenince o da çok sevindi kerata… Kadir gerçekten çok tatlı çocuk senin hayal ettiğin bir çocuk tipi Tan senin aradığın fotoğraf modeli bir çocuk, yeşil gözlü tombul, inşallah gelince görünsün. Kadir Ahmet in dükkânı ile ilgili söylemek istediğini anlamış ve böyle bir dükkân açmak senin için mümkün değilmiş diyerek senin anlatmak istediğine cevap vermiştim. Sen beni anlamadı zannetmişsin ayrıca da böyle bir şeye senin lehine ihtiyacın olduğunu düşünerek lüzum görmedim. İleride bana çok hak vereceksin ki, şimdiden verilerini seziyorum.

Annem çok iyi öbür mektubumda söz ettiğim gibi sakın düşünme, bizim senden istediğim tek şey az bir zamanı bitirip gazeteciliğe ve ailemize dönmendir. Para göndermiştim, terhisine yakın yine istediğin kadar gönderirim. Sakın sıkılma, boş ver benim mali durumumu sen daha önemlisin, benim için KADİR asker elbisen ile doğru benim karargâha gel, mutlaka seni öyle görmek istiyorum… Hemen çıkar eve beraber gideriz, sivil giyme eğer sivil mecburiyeti varsa sana kışlık elbise ne gerekiyor ise ay hemen alıp gönderirim… Seni dün yani 6.9.1982 Pazar günü nöbetteydim aradım sinemaya gitti dediler..  Öbür nöbetimde de ararım, genellikle akşam 7 den 9 a kadar çok müsait oluyor. Bu ayın 11, 17 24, 29 unda nöbetçiyim, yazacak önemli bir şey yok yengen ve ben gözlerinden, yunus ellerinden öperiz ABİN T. KAÇAR.

28.8.1981

Koçum benim,

Kazağını hemen gönderiyorum, biliyorsun bu kazak benim de tuzla piyade okulunda çok işime yaramıştı. Kadir telefonla görüşünce oldukça rahatladım, şunu söyleyeyim, sesin çok iyi geliyordu. Tam bir asker sesi idi. İnşallah bu günlerin çok faydasını göreceksin, telefonla görüştüğümüzü Nefise ye söyledim çok sevindi, bizim buradaki hayat aynı monotonlukta devam ediyor. Sadece Yunus Bey oldukça renk kattı. Bu günde anneme izinden döndükten sonra 3. Mektubumu yazıyorum. Yunus’ un sana gönderdiğim resminden anneme de gönderdim. Annemi göreceksin o kadar çok seviyor inşallah kurban bayramında adana ya gitmeyi düşünüyoruz, eğer annemi kandırabilirsem getireceğim hiç sanmıyorum ama annemi bilirsin çok hassastır,  zaten o zaman seni de askerliğin bitecek, geleceksin çok şükür ikimizin de bu problemi bitmiş olacak. Ondan sonraki güzel günler bizi bekliyor. İlk işimiz anneme bir ev yapmak olacak. Çünki apartmanlarda sıkılıyor, zaten hemen bizim mahalleye taşıyacağım evini. Annemi hiç düşünme çok çok mutlu, kızlar hiç yalnız bırakmıyor, Meryem’ in de Bedia’ nın da arabaları var, devamlı gidip geliyorlar, Mersin zaten her zaman orada keyfi çok yerinde,

Kadir bonoları gayret normal ödüyorlar. Birini ben tahsil etmiştim( Temmuz ayını) diğerlerini emin beye verdim. Her ay tahsil edip mesudun borcunu ödeyecek, geri kalanını anneme verecek. Emin beye vekâlet verdim, Ekim, Kasım ayında zaten sen geleceksin. Kadir ayın birinde sana 3 bin lira göndereceğim, terhise yakın yine ne kadar lazım olursa gönderirim. Gerçi telefonla görüşüyoruz. Bu ay benim 5. Nöbetim var. Her nöbette ararım, seni görüşürüz, Kadir yunus’u görme o kadar tatlı kerata, bu ayın 29 unda kırı çıkıyor, artık tam bir erkek sınıfına dâhil olacak. Sen görünceye kadar bayağı büyür, gözleri mavi yeşil karışımı bir renk oldukça yakışıklı bir erkek olacağı belli. Fakat sabaha kadar yatırmıyor kerata. Eski günlerimiz hayal oldu… Yazacak başka bir şey yok, yengen ve gözlerinden yunus bey ellerinden öperiz mektup yaz

ABİN

8.8.1981

Canım kardeşim,

Öncelikle seni çok kutlarım, çünkü askerliğini oldukça azalttın

Çok şükür problemimiz de aradan çıkarıyorsun. İnşallah sivil hayatın eskiye oranla daha iyi olacaktır. Çünki kişilerin sivil hayattan tam anlamıyla zevk alması için mutlaka askerliklerini yapmaları ve az şeyle mutlu olmayı öğrenmeleri gerekir. İnsana hayat dersi verir yani, hamur eder, yeniden tam anlamıyla bir hayat adamı şekli verir. İnşallah bu günleri gün gün birer tatlı hatıra olarak anarsın. Cafergil şimdi unuttu bile yeni hayatlarına alıştılar, daha başarılı bir iş adamı oldular sana bu konuda daha çok güveniyorum tek kelime ile sabırdır bu yaşantıda, gelelim asıl memleket havadisline,

Biliyorsun 3.8.1981 tarihinden beri bayramın 3.gününe kadar Adana’daydım. Bu gün iznim biteli 4.gün oldu. Şimdi göreve yeniden başladım. Abi Temmuz 21 de öğleyin saat 11:45 te doğum evinde ameliyatla koç gibi bir erkek yeğenin oldu sana telgraf çekmiştim ve senin telgrafını da aldım. Tıpkı sana benziyor. Ablamlar küçük KADİR diye seviyorlar. Adını Yunus koyduk. Çok tatlı kerata Kadir doğduğu gün çocuk sarılık oldu, hiç sorma, neler çektik iki hafta kanını değiştirdik. 3.gün Numüne de çocuk kliniğinde yattı. Çocuk sonra çok şükür kurtuldu. Şimdi çok iyi babası gibi şimdiden başladı problemi, bir hayata.  Daha sonra sıcaklardan ishal oldu, her tarafı pişti, isilik oldu, Nefise daha iyi olmadan,(Ameliyatı çok zor oldu) alıp Ankara ya getirdik, hem çocuğun isiliği ve ishali geçmeye başladı. Ankara aynı Bürücek gibi çok serin. Velhasıl abi ayın altısından 21 ine kadar yazıhaneyi açtım, birkaç tane iş yaptım, o parayla işleri hallettim, 21.inde Ankara ya gelinceye kadar hastan ile uğraştık. Adana da olduğum zaman içinde üç mektubunu aldık, resmini altık, tam anlamı ile bir asker olmuşsun(koçum benim) bütün mektupların birer olay oluyordu bizim ailede, hepimiz ağlıyoruz fakat daha sonra Yunus senin pabucunu dama attı, annem nasıl seviyor, annem çok iyi Ankara ya gelmedi, nedeni de ısrarla bir haftalığına kayınvalideyi   getirdik. Bir de komşularının bir kızı var o da geldi, 1 ay o kalacak. Nefise de yerinden kalkamıyor, hala sabaha kadar annesi bakıyor, Annem şerife günü Nurgül Ablam gelmişti Adana ya bizim çocuk için onunla Mersin’e götürüp geldim… Bayramın 1.gününde Bedia ablamlarla birlikte Mersin’e gittik, orada annemi biliyorsun çok mutlu, çok iyi, Meryemler de araba aldılar 74 model bir steyşin reno aynı bizimki arabadan iyiler çocukları çok iyi… Devamlı geziyorlar, Kadir arabayı yaptırdım,  en küçük parçasına kadar değiştirdim. Şimdi sıfır oldu araba. Askerliğini bitir de bir araba da sana alırız. Bizim Kabasakaldaki Arsanın yanına valilik kooperatif kuruldu. İnşaata başladı. Dolayısıyla çok kıymetleniyor. Gelir gelmez senin dükkânını açma işini söyledim, bizimkilere güldüler yapacak hiç bir şey olmadığını ve bu fırsatın senin çok şanslı olduğunu söylediler. İki defa seni telefonla aradım bulamadılar. Devamlı arıyorlar kulağın megafonda olsun. Görüşelim. Hepimiz çok öperiz. Bana buraya mektup yaz anneme de… Tapu dairesine Emin Erkan’a yaz o anneme verir.

ABİN TAHSİN…

 

13 Ağustos 2025 Çarşamba

HAZIR DEĞİLİM ÖLÜM…

 

HAZIR DEĞİLİM ÖLÜM…

 

ÖNSÖZ

Alman şair ve filozof GOETHE en üzüntülü ve en mutlu olduğumuz anlarda sanata gereksinim duyarız diyor…

Tüm sanatların anası-babası-kardeşi-arkadaşı-sevgilisi-sevdalısıdır şiir… Şair ise söz ustasıdır; yine akıllı bir insan iyi şiir de kendini yazdırmak için şairini bekler… Başka bir düşünür şair de; ben kötü şiir yazmaya çalışıyorum, çünkü iyi şiir yoktur demiştir…

Bu bilgilerden yola çıkarak 1993 te yazdığım ve “HAZIR DEĞİLİM ÖLÜM” isimli kitabımda sunmuştum… Takdir her zaman olduğu gibi okurundur… Abdulkadir Kaçar-şiirler 1993-Adana/Türkiye

 

 

HAZIR DEĞİLİM ÖLÜM

Hazır değilim ölüm

İshalim,

hava soğuk,

gece karanlık,

hem annem evde yok

sana hazır değilim ölüm…

odamın duvarlarına sor,

kitaplığıma

yorganıma,

yatağıma

daktiloma,

karbon kağıdıma,

yağlıboya tabloma,

takvimime,

lambama sor

sana hazır değilim ölüm…

yaşamadığım milyarlarca duygum,

yazılacak şiirlerim var

arkadaşlığıma ne dersin?

 

 

DÜNYA MACERAM

Kanlı intihar gelir

her sonbahar can evime oturur,

zakkumlarda açar rengarenk

nefesini genlerimde hissederim,

beyaz sabahlarda

boyundan büyük sevdalar çırpınır yüreğimde

dünya macerası

piç

züppe

dalaşma

boğuşma

kızılca kıyamet yaşam,

tadı kalmadı baharların,

yıldızları koynuna dolduran çocuk,

uçurtmalarının süzüldüğü sonsuz

mavi gökyüzü yok artık…

 

 

KAN ZAMBAKLARI

Hükümlüyüm sürgünüm ölüme

kanla yıkanır sabahlarım

gecelerim kapanmaz yara

irin seli

ellerimde kördüğüm ayrılık

sanık gecelerimin en orospu konuğu umutsuzluk

saldırganlığınla gel

zehir zıkkım çirkef çıkmazlarım,

girdaplarında anarşi,

cunta sokaklarında çatışıyor ruhum

her hücrem terörist

yaşam burcuna kayıtlı pörsümüş yıpranmış depremli

silinmiş eski bir kimlik

sermayem can

biçimsiz

isyankar

karaborsa sevinçler

yılan insanların zehirlerinden koruyup

ağırcaklı zaman mor bir at

dizginsiz basıp geçiyor

yüreğimdeki kan ırmaklarıma

kentsoylu türkülerin

kaygısı yüreğimde

kıyısındayım kokuşmuş ayrıntıların,

dipsiz uçurumlu akşamlarım

camlarda parçalanıyor

eriyor yüzün yaratılmamışçasına

yokluğun küstah

kuluncumun ortasına saplı

paslı bıçak

hayvansal

bir dağ gibi oturur

gözbebeklerime hasretin

karanlık hicazkar soyunur

soylu bir fahişe

çiğnenip çiğnenip tükürülmüş

kan bulaşığı yasaklar

kirli renkler taşır

her düşüncem yokluğuna kilitli

otobanlar

caddeler

çıkmaz sokaklar dolanır boynuma

isyanlarım semirmiş birer yılan

gökyüzünde apartmanların arasında

kara bir hıçkırık düğümlenir

boğamıza yumrukçasına

ölüm son kez ertelenir

göklere çekilir yağlı urgan

can dört köşe

alıcı kuş

katil

hunhar ölümlere direniş

ırmak olmak dağlarca özgür

kolay mı intiharlar üretmek

kalbi çıkartılmış cesetçesine yaşamak

karanlık parçalıyor bekar sokaklarımı

acı çekiyorum

umutlarım saplı ustura

can evimde yitik

salyalı kuduz it yalnızlık

akşamın eşiğinde bekliyor

kan emeci

kör cellat

ıssıza çökertilmiş bir deli

zincirli içim sürgünüme

demir kapılarım üstüme kilitli,

yüzyıllardır sevgilere küskün

anahtarları küflü paslı darmadağın

bir yaz bırakıyorum ardımda

yüreğimde ıslak yeşil bir bahar

içime gidiyorum

kan zambaklarıma…

(İlk yaz dergisi Türkiye birincisi şiir ödülü…)

 

 

YAR

döl evim sevinç içinde

kardelenim çiçeğim

can parçam

yar geliyor

akasyam

ıhlamurum

nergis sevdam

bir dokunuşuna bin can verdiğim

öpüşünde dünya değiştirdiğim

kollarımda terlemesi aşk pınarım

ekmek ağacım

güneşleri kucağıma dolduran,

gömülerini bana açan yar

ayrılığın ölümlere eş

yokluğun beynime saplı kurşun

kanlı çıban…

 

 

 

ÖLÜME YATARIM

İntiharlar giyinirim

uçurumlarımın kenarında

akrep yuvalarında

kan mezarlarında

ölüme yatarım

cüzamlı kangrenli sabahlarda

yıldırımlara yaslarım yüreğimi

alevlerden demir kırbaçlarla

döver rüzgar

cesedim parça parça

anarşistler basar can evimi

kurtarma operasyonları kapalı kapılarım

vahşi kasırgalar

düşüncelerimle alır sonsuzluğuna

derin hava boşluklarında kara deliklere yuvarlanırım

düşüncelerimde yiterim…

 

 

UTANIRIM

camda keşmekeş karakış

üşür duygularım

göçmen

kararsız

darmadağın

sarı bir hüzün deformesi

yüzüm kendime yabancı

yüreğimde(mi) bemol bir sancı

yaşam kırıntılarım yanaşır

iskelem parça parça

ölüm

soyunup

girer koynuma

utanırım…

 

 

TURKUAZ

beyaz sevinler taşır buğday çiçekleri

türkuaz ikindilere

kimliksiz baharın acı sarısı

ışık akar yüreğime

yer altı mağaralarımda yaşar

en garip duygularım

heyelanlar çökertir ince yerini

pıhtı sevdalarım

ceset ağırlığında beyaz

kan terler ellerim

karanlığa kelepçeli

düşerim ortasına

erten akşamların

sevinçlerimi boğar

cinayetlerle kuşatılmış karanlıklar

yaşam toz bulutu

saralı ruhlar labirentinde

ölümleri göğüsleyerek

sabahlara kan revan içinde yürürüm…

 

 

BEN BİLİRİM

ölümler peşin

yokluklar vadesiz

sürgünümde yalnızım

isyan çiçeklerinin neftisini

ben bilirim

yanımdaki sevgiliye milyarlarca yıllık hasreti

yürek tanrısının şarkısını

açlığı

acıyı

seçeneksiz

virane

çaresizim…

 

 

KENDİMİ YARATIRIM

içimdeki okyanuslarımın kuytularında

düşünceye yatarım

döllenmemiş yumurta

doğmamış cenin olurum

kendimi yeniden biçimlendirir

en baştan yaratırım

bilinçaltı duvarlarımın ötesinde gizlice

yeni dünyalar kurarım

her nefesimde milyarlarcasını yok eder

yeniden yaratırım…

 

 

KENDİMLE KALACAĞIM

güneşte parçalanıyor gölgeler

çiçeklere kilitleniyor kırmızı

ustura ağızlı kahkahalar kaplanıyor

gözbebeklerime

kırık hayaller

intiharlar biriktiriyorum

yine de gelme

kendimle kalacağım

simsiyah hasretinle…

 

 

ORKİDE

duran kalp

beyazı dönen göz

omuzlarda giden cenaze

ben miyim

mezara indirilen

kefeni çözülen ceset

üstüne toprak atılan

başucuna isimli tahta çakılan

telkin verilen fani

ruh mu gök yüzüne yükselen şu beyaz enerji

boşlukta nasıl yol alır

ölümden sonra ilk durak var mı

orada gökyüzü bulut giyinir

eflatun yağmur ağlar mı

ağaçlar hangi rengi kuşanır

papatya beyaz

orkide siyah mı

anne-baba çocuklarını tanır mı

intiharlı ruhlar nasıl avunur

şairler hangi bölümde kalır

dünyada zemheriyse orada bahar mı?

 

 

MEZARIMDA BAHAR

bulutlardan düşen saf çocukçasına

dünyadan bilinmez karanlığa

ilk adımımı atacağım istemeyerek

varsa gökyüzündeki yıldızım kayacak

benden dünyaya toprak yığını bir mezar hatıra kalacak

üzerine yağmur-kar yağacak

rengarenk çiçek denizleri dalgalanacak

kuşlar ötecek

kaç bahar

kaç milyar yıl geçecek

ve benim bunlardan hiç haberim olmayacak…

 

ABDULKADİR KAÇAR 1993 Adana-Türkiye…

 

2 Mart 2025 Pazar

GAZETECİ MANİFESTOSU…

 

GAZETECİ MANİFESTOSU…

Genç, yakışıklı, çalışma azmi ve coşkusuyla dolu, genç bir kardeşim,

TV de ekranlarda tanıdığı için facebook aracılığıyla iletişim kurup benden iş talebinde bulunmuştu,

Ben de o sıralarda eleman arayan yerel bir gazeteye yönlendirmiştim,

Bu kardeşimi birkaç gün gazeteye gitmiş, gelmiş sonra da meslek değiştirmişti;

Hala da çok üzüldüğümü söyleyebilirim, hatta başka alana yöneldiği için sitem bile etmiştim…

Ama hiçbir zaman yüz yüze görüşmedik aradan kaç yıl geçtiğini hatırlamıyorum, kendisine bu sabah yine facebookta rastladım;

Onunla yaşadığım bu olaydan yola çıkarak, eğer gazeteciliğe devam etseydi,

Nelerle karşılaşacağını, neler yaşayacağını bu makalemde anlatmaya karar verdim ve düşüncelerimi şöyle yazdım;

-Oğlum gençtin, yakışıklıydın, popüler bir meslek olarak düşündüğün gazeteciliği gönüllü olarak seçmiştin;

İnanıyorum ve biliyorum ki gazetecilik sana yakışacaktı, ama neden vazgeçtin?

Eğer bu gün mesleğe devam edip ömür boyu da yapsaydın; seni bu mesleğe yönlendirdiğim için bana ya teşekkür edecek, ya da inanılmaz sitem, belki de küfür edecektin;

Eğer gazeteciliği ömür boyu meslek edinseydin şu senaryo ve fotoğraflar senin yaşama biçimin haline gelecekti;

Gazetecilik mesleğine elli yılını veren insan olarak şunlarla karşılaşacaktın diye şunları anlattım;

-Maaş almadan da bir insanın nasıl ayakta kalabileceğini, hayatına nasıl devam edebileceğini öğrenecektin,

-Gece gündüz sayısız haber peşinden koşacaktın, sakinlik, mutluluk büyük bir huzur gibi duygularla asla karşılaşmayacak ve onlarla tanışamayacaktın,

-Çünkü gününün yarısından daha fazlası gasp, cinayet, teröristlerle çatışmaları haber şeklinde hazırlamak için onları izlemek, sokak kavgaları, mafyayla mücadele eden belediye hallerindeki karanlık insanları tanımak için çaba harcayan hallerle ömrün devam edecek,

Haftanın belli günlerinde adliye koridorlarında suç ve suçlu yakınlarının haberlerini hazırlamak için, onlarla gırtlak gırtlağa gelecektin, bu sevimsiz olaylar vs daima hayatının merkezinde yer alacaktı…

-Her an her yerde gerçekleşen asayiş olaylarının fotoğraflarını çekip, bilgi almak amacıyla olayların içine balıklama girince bolca dayak yemeye kolayca ve rahatça alışacaktın,

-Bu sayede seni dövenlerden ileride intikam almak için, gazetecilik mesleğine daha büyük hırsla sarılacak, dövüp beklide yaralayanlardan intikam alabilmek için onlara karşı daha çok kinlenecektin, mesleğine daha sıkı biçimde sarılacaktın,

-Seni dövenlerle bir gün mutlaka karşılama düşüncesi seni bu meslekte her koşulda ve ne pahasına olursa olsun ısrarla devam etmeni sağlayacaktı,

-Ama bir gün sana zarar verenlerle karşılaştığında da, hatta senin için hava çok olumlu olmasına karşın belaya bulaşmamak için onlardan korkup kaçacaktın, daha dikkatli davranıp doğruya yapacaktın ama yediğin dayaklar, vücudunda oluşan yara izleri yanına kar kalacaktı,

-İlerleyen yıllarda mesleğe devam edecek olursan gazetecilik mesleğini daha dikkatli, kurnaz, daha deneyimli olarak yapacaktın,

Bu meslekte ilerlemeye devam ettiğin, deneyim kazandığın sürece karşına iki yol çıkacaktı;

1-Kısa zamanda politikacılarla işbirliği yaparak çok para kazanıp haksız şekilde köşeyi dönmek… Bunun için büyük risklere girip, tehdit, şantajı olmak gibi yanlışlar hayatının merkezinde yer alacaktı; bu sahnedeki her türden karanlık ve aydınlık insanlarla işbirliğine girecektin vs…

2-1-Düzgün, dürüstçe, onurlu bir gazetecilik yapmak,

-Eğer ilk yolu seçip kısa zamanda yasadışı bu senaryoları oynayabilirsen zengin olmak istersen, bunu da başaracaktın;

O zaman önüne lüks evler, paha biçilemeyen yazlıklar, kışlıkların olacaktı,

Lüks otomobillere binecektin, en moda, en pahalı marka kıyafetlerinle girdiğin toplumda parmakla gösterilecektin,

Ülkenin değil, belki de dünyanın en lüks yerlerinde, lüks lokantalarda çok pahalı yemekler yiyecektin,

Sosyetenin aranan ismi olacaktın, çağının en güzel mankenleriyle gününü gün edecektin,

Milyonlar seni sahtekârca alkışlamak, yağ çekmek ödüllere boğmak için sıraya girecekti, ama arkandan da çok kötü şekilde küfür edeceklerdi…

-Ama ikinci sırada yer alan gazetecilik işini dürüst, ahlaklı onurlu şekilde yapmayı seçersen de ömür boyu;

-Aç kalacaktın, asla otomobilin olmayacak ev kiranı ödeyemeyecektin,

-Ayakkabının altındaki deliği kapatmak için köşkerler arayacaktın,

-Yazın evinde klima, kışın kombi olmayacak, her türlü hava koşullarında hayatını zor bela sürdürebilecektin,

-Eşini ve çocuklarını hiçbir zaman tatile götüremeyecektin, AVM’ lerdeki yiyecek meydanlarında ağırlayamayacaktın,

-Onlara bayram, yılbaşları, mezuniyet ve doğum günlerinde armağanlar alamayacaktın,

-Eşinden ve çocuklarından duyacağın, bizi aç bıraktın, yeterli eğitime ulaşamadık, beceriksiz insan, kendine bile hayrın yok gibi eleştirilerini yazmaya ne mürekkep ne de kâgıtlar yetmeyecekti,

Yani, ömür boyunca vicdanınla cüzdanın arasında kalıp, beceriksizliğine kızıp bazen ölümü bile düşünecektin,

-Aynı kıyafetlerin rengi solup, kendiliğinden pörsüyünceye kadar yıllarca onlarla utanarak dolaşmak zorunda kalacaktın, belki de giydiklerinden utanacaktın,

-Bu işten çok para kazanan kurnaz meslektaşların da, seninle her zaman dalga geçecek OĞLUN SEN APTALSIN MISIN¸OĞLUM SEN SALAK MISIN diye seni kendi yanlış yollarına itip değersizleştirmeye çalışacaklardı ama sen de onları bir türlü anlayamayacaktın,

İnanılmaz büyük iş, proje ve tekliflerini kabul etmediğin iş insanları, politikacılar seni dürüstlük ve doğruluğundan dolayı baskı altına alıp, yolundan döndürmeye çalışacaklar ama istediklerini yaptıramayınca da hakaretler edip, her işini engelleyeceklerdi, en olabilir işlerini çıkmaza sokup seni anandan doğduğuna pişman edecekti,

Bazen de seni kullanıp yasadışı hedeflerine ulaşmaya çalışan fırsatçılar rüşvet teklif edeceklerdi, inanılmaz şekilde çok ihtiyacın olmasına, aç ve parasızlığına karşın, içinden geldiğin kültür ve ahlak anlayışın yüzünden her daim ret edecek, bu öneride bulunanlarla bir daha görüşmeyecektin, bildiğin yolda aynı sefalette doğru devam edecektin,

Bu dürüstlüğün nedeniyle aç gezecek ama çevrene tok havası yaymayı sürdürecektin; lüks davetlerde, kanını doyurmaya zengin sofralarının kenarına bile yanaşmayacaktın, aç gezmeyi en büyük onurun sayacaktın,

Bazen cahiller arasında bilge; bilgelerin arasında cahil rolünü kolayca oynayacaktın,

Çağının en akıllı gazetecisi, en bilge tanığı olduğun için emsallerinden daha ileride, akıllıca, bilgece yapmayı başardığın için çevrendeki açıkgöz bazı kişiler hayatlarını yazdırıp kitaplaştırmanı isteyeceklerdi… Aylar, hatta yıllarını harcayarak oluşturduğun yazım ustalığının karşısında hiçbir talepte bulunmadan ortaya koyduğun hayatlarını kitaplaştırdığın ünlü kişiler sana bırak teşekkür etmeyi bırak, bir bardak çay bile ikram etmeyecekti,

Yıllarını verdiğin, fedakârca çalıştığın, hatta marka haline gelmesine katkıda bulunduğun, para ve saygınlık kazandırdığın, seni simgeleyen gazetelerin kuruluş yıldönümü kutlamalarında ismini unutacaklar, hatta bazen de kasıtlı şekilde davet etmeyeceklerdi, ama sen yine de alınmadan görevini taparcasına sürdürecektin,

Aynı yıl içinde aldığın birkaç ödül konusunda gazetesinde ömür harcadığın patrondan küçük bir teşekkür ve tebrik sözcüğü bile duymayacaktın,

Defalarca tehdit edilmen, ayaklarına silah sıkılması, günlerce alıkonulman patronun umurunda bile olmayacaktı,

Bir kaç gün hastalandığın için zorunlu şekilde gitmediğin gazetede, kraldan çok kralcı olan müdür konumundaki kişi “KASITLI OLARAK GELMEDİ” diye hakkında tutanak tutup, seni işinden attırmak için haince ve sahtekârca çabalayacaktı, patrona korumacılığını yapıp her zamanki yalakalığını sergileyeceklerdi,

İnanılmaz ihtiyacın olduğu için yedi sekiz, bazen dokuz ay geriden gelen birikmiş maaş alacaklarını istediğinde, kendini kullandırma konusunda yalaka ve tetikçi yapmayı onur sayan küçük insanlar aracılığıyla evine telefon açtırıp tehdit ettireceklerdi, maaşından ve her türlü tazminatlarını istemekten vazgeçirmeye çalışacaktı,

Bu anlayışta olan çalışanların hakkını yıllarca ödemedikleri için beddualarını alan, patronlardan bazıları ömrünün sonuna doğru yıllarca yatalak olup acılar içinde kıvranarak öleceklerdi, sen onlara son nefeslerine kadar saygı gösterip hizmette kusur etmeyecek belki de hayatlarını kitaplaştıracaktın,

Çalışanların hakkını ödememe sahtekârları olan, yönetici bozuntuları gazeteye gelen reklam paralarını bencilce ceplerine indirerek zengin olduklarına inanıp hırsızlık yapacaklardı…

Çalışanları yöneten sözde müdür sadece kendi cebini doldurmanın peşinden koşacaktı, bu kisiliksiz konumundaki bencil yöneticiler aradan zaman geçip, tesadüfen bazı televizyon dizilerinde tesadüfen rol alacaklar… Bu meslekte çalışan işin arka planını bilmeyen bilinçsiz bazı meslektaşlarının hayranlığını kazanacaklar ve onlarla fotoğraflar çektirip, sütten çıkmış ak kaşık olup, topluma karşı kurtarıcı ve bilge insan rolünü sahtekârca oynadıklarını görecektin,

Bunun da ötesinde senin adına resmi kurumlardan adına kredi çekip borçlandıracak, ama ödemedikleri için evine haciz göndereceklerdi,

Ama günün akışı içinde haberin geciktiğinde, ya da makaleni yazmakta bir iki saat geç kaldığında patron başta olmak üzere kendilerini kullandırıp yalaka olmaktan onur duyan müdürlerinden bazen de inanılmaz fırçalar yiyecektin,

Bu mesleği yaptığın sürece, koşullar ne olursa olsun daima aç gezip tok görünecektin, “ZATI YOK ZATI YOK” diye cebindeki son parayı da kullanıp için ay çiçeği çitleyerek birkaç günlük açlığını gidermeye çalışacaktın, bazen günlerce evine ekmek götüremeyecek ve ailene karşı rezil olacak, yuvanda en değersiz birey konumuna düşecektin,

İzlemen gereken günlük haberlere dolmuş parası vermedikleri için gece gündüz yaya yürüyerek gidip gelecektin, ayaklarına kara sular inecekti ama mesleğe ömür boyu kendini adanmışlığın yüzünden her türlü yoksulluğuna, cefasına rahatlıkla katlanacaktın,

Haber izlemek için giderken müdür konumundaki bazı kişiler 36 pozluk film dahi vermeyecekler, arkadaşlarından alıp idare et deme yüzsüzlüğünü yıllarca sürdüreceklerdi,

Soğuk havalar bastırınca katalitik sobalara tüp almayacaklar, ısınmak için belediyeye, ya da bitişik komşuya uğrayıp biraz dinlen, ısın diyeceklerdi,

Dürüst, erdemli ve vicdanlı şekilde izleyip yazdığın haberler yüzünden, hileyle yaptıkları sorumlu yazı işleri müdürü olarak adliyede hesabı hâkime her zaman sen verecektin, meslek yaşamın boyunca zamanının büyük bölümünde karakol, adliye, cezaevleri ikinci adresin olacaktı,

Eğer davalarına bedava bakacak tanıdık avukatların yoksa ceza kanunlarını onlardan daha seri ve derin biçimde ezberleyecektin,

Cebinden 10 lira yokken, aleyhinde açılan milyonlarca liralık tazminat ve ceza davaları yüzünden hayata geldiğine bin pişman olacaktın, tesadüfen cezaevlerinin yakınlarından geçerken;

-EYVAH ÖMRÜM BURAYA KADARMIŞ, diye korkudan dizlerin titreyecekti, hatta bu korku evlilik gibi senin tüm hayat projelerinden uzaklaştıracaktı, meslek hayatında herhangi bir varlık gösteremeyen, işi günü entrika, hasetlik olan bazı art niyetli sahtekarla bekâr kalmayı sürdürmeye devam ettiğinde de sana olmadık iftiralar atacaklar, meslektaşların arasında değersizleştireceklerdi,

Gençlik yıllarından başlayarak her an yenilerini kurduğun hayallerinin neredeyse tamamından vazgeçecek, bir daha hiçbir konuda umut etmeyecek, yalnızlığın bilinmez karanlıklarına yelken açacaktın,

Bu arada yazdığın haberler, makalelerle, toplu iş sözleşmeleri, ya da işinden atılarak haksızlığa uğrayan toplumun büyük kesimini oluşturan yurttaşları haklarını yaptığın haberlerle savunacak, onların refaha kavuşmalarına medya mensubu olarak katkıda bulunacaktın, ama kendi hakkını kendin ömür boyunca asla savunamayacaktın, her zaman birinci dereceden kaybeden tarafın da yer alacaktın… Bu durumu gazeteciliğin demir baş kuralı olduğuna defalarca tanık olacaktın,

Çalıştığın kurumlara, patronlara kazandırdığın paralarının miktarı sana ödedikleri maaşının binler, belki on binlerce kat be kat fazla olmasına karşın, patron yıllarca sigortanı yaptırmayacak, maaşını aylar sonrada belki sadaka şeklinde ödeme lütfün da bulunacaktı,

Ödeyemediğin ev kiranı ve diğer taksitlerin yüzünden evine haciz üstüne haciz gelecekti, bu çelişkili ve zorluklarla savaşırken,

Sokaktaki insanlar her gün yazdığın haberleri okuyup, sayfalarda senin çok önemli bir insan, para babası şeklinde görecekler, böylece popüler bir meslek yaptığın için senden borç para isteyecekler, cebinde beş paranın olmadığını hiçbir zaman bilmeyeceklerdi, bir eli yağda bir eli balda gazeteci diye düşüneceklerdi,

Sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yaptığın gazeteye kazandırdığın paralarla patronu lüks otomobiller, lüks kıyafetler, lüks sosyal hayatta gününü gün edecekti,

Hak ettiğin günlerce aylarca maaşını alamadığın halde bağımlısı olduğun, aç karnına da olsa bu mesleği hayatının pahasına gidebileceği son noktaya kadar götürecektin, çünkü sürekli basın kartına ulaşmak için, en büyük idealin olan mesleğe taparcasına yapmaya, açta kalsan, dayakta yesen, etinden et kesseler de, ömrün cezaevlerinde de geçse mesleği sonuna kadar götürmek için kendine onurlu bir söz vermiştin,

Yıllardır sürdürdüğün, dövüldüğün, sövüldüğün, hatta kovulduğun halde yapmaya devam edilen gazetecilikten başka dünya gezegeninde aynı durumda olan mesleklerin olup olmadığını düşünecektin ama yanıtını asla bulamayacaktın,

Doğal olarak yaşlanınca geriye dönüp hayatını değerlendirdiğinde eyvah yanlış mı yaptım diye bir ara pişmanlık duyup bazen içlenecektin, ama her şey çoktan geçip gitmiş olacak, hiçbir şey geri dönmeyecektir artık, belki pişmanlıklarla dolu şekilde hayata veda edecektin,

Hem yaş olarak hem de yıllarca edindiğin gazetecilik mesleğinde ulaştığın belli olgunluk sonunda bu gezegende sahnelenen her türlü olaylara karşı şaşırma yaşını çok geçmiş olacaktı, olağanüstülüklerin sıradanlaştığını, sıradanlığın da olağanüstülüklere dönüştüğüne defalarca tanık olacaktın… Günlük olayların karşısında herkes şaşırıp şoka girerken sen sadece bıyık altından gülümseyerek onları izleyeceksin,

Aradan yıllar, geçip yaşlanmış, beş parasız olarak kalacaktın, eğer başarabilmişsen emekli maaşını hak etmen senin gazetecilik mesleğinde ulaştığın başarının nirvanasını-BÜYÜK MUTLULUĞUN- tek başarın olacaktı, böylece sırf bu nedenden dolayı başın dik, bu mesleği 50 yıldır onurla yaptım diye sağa sola hava atacaktın,

Ve sonunda kendi kendine şöyle diyecektin; gerçekte gazetecilik hastalıklı bir meslek mi? Bu mesleğe aşkla bağlı olanlar neden başka alana yönelmiyorlar… Bu mesleğe benzeyen başka bir meslek yok mu? Bu soruya hiçbir zaman, hiçbir yanıt bulamayacaktın…

Her zaman söylenir ya GAZETECİNİN PARASI PUL, KARISI DUL olur derlerdi inanmazdım ama artık inanıyorum diyecektin çünkü ömrünü adadığın bu meslekten öğrendiğin tek gerçeğin bu olduğunu geçte olsa anlayacaktın…

Buradan sana söylemek istediğin şu; keşke başka mesleğe yönelmeseydin; keşke gazeteci olmaya devam etseydin;

Belki de yukarıda yaşadıkların seni daha kısa zamanda olgunlaştıracak, olayların örsünde, zamanın çekiciyle dövüle dövüle hayata daha çok hırslandıracak, vazgeçilmeyecek biçimde bağlayacaktı… Herhangi bir mesleğe göre gazetecilik sayesinde hayata karşı daha büyük bir savaşçı olacaktın… Çalıştığın dönemde ağzınla kuş tutsan da, yaptıkların, ortaya koyduğun değerin anlaşılmasa bile her biri geleceğe mektup şeklinde yazdığın, ölümsüz düşüncelerinden oluşan kitaplar sayesinde gelecek nesiller tarafından daha iyi anlaşılıp daha efsane haline getirilebilecektin…

Makalem boyunca anlatıp göstermeye çalıştığım bu tablolar istesen de istemesen de senin yaşama biçimin haline gelecekti… Meslek deneyimlerini anlatmayı başardığın ölümsüzlüğüne inandığın birkaç kitabın olacak seni gelecek nesillere anlatacak, örnek yaşamından esinleneceklerdi belki,

Paran olmasa da gitmek zorunda kaldığın davet edildiğin çağrılar yerlere giderken götürebileceğin bu kitapların değerini anlayanlar için birer armağanın-ölümsüzlüğünü anlatan birer anıtsal yapıt olacaktı…

Bunun da ötesinde bu kitapların sayesinde gelecek kuşaklar tarafında onur ve saygıyla anılacaktın… Ortaya koymayı başardığın yaşam hikâyen, dürüst gazeteciliğinle örnek kişi olarak gelecekte seni anlayacak birkaç akıllı insana hayatlarının en büyük dersini vermiş olacaktın…

Bir tek insanın düşünce yapısına tek bir sözcük olumlu katkıda bulunsan da kendini mutlu sayacaktın…

Belki de Allah senin yüzüne baktı, birkaç günlük denemenin ardından meslek değiştirerek hayatını kurtarmış oldun kahraman… Yolun açık, ömrün uzun kazancın sonsuz, keşkelerin ve pişmanlıkların dilerim sıfır olsun… Mutlu yarınlar, mutlu ve sağlıklı uzun ömür dilerim… Mutluluk yaptığın hiçbir işten asla pişmanlık duymamaktır… Kimseden hiçbir şey istemiyorsan, bir şeyden korkmuyorsan, unutma sen özgür insansın…

(Not 50 yıla yaklaşan gazetecilik mesleğimde yaşadıklarımdan yola çıkarak bu manifestoyu yazdım… Manifesto nedir? Manifesto veya bildiri, toplumsal bir hareketin duyurulması ve savlarının belirtilmesi üzerine kurulan, bir akımın, bir hareketin oluşunu bildiren metin…Aslında her gazetecinin, hangi mesleği yaparsa yapsın her insanın belli yaşa geldikten sonra geriye dönüp böyle bir manifesto yazması en büyük dileğimdir…)

ABDULKADİR KAÇAR ADANA 2025